Yaprak için o sabah diğerlerinden farklıydı. Üzerinde bir türlü anlam veremediği bir his vardı: Üzüntü.
Peki, bu davetsiz misafirden nasıl kurtulmalıydı? Onu bir balona üfleyip gökyüzüne mi bırakmalı yoksa kâğıttan bir gemiye bindirip uzaklara mı yollamalıydı?
Okulda, bahçede ve arkadaşlarıyla oyun oyarken hep aynı soruyu sordu:
"Ne yapsam? Ne yapsam da üzüntümden kurtulsam?"
Yaprak, üzüntünün kaçınılması gereken bir his değil, bazen sadece eşlik edilmesi gereken bir yol arkadaşı olduğunu fark edebilecek mi?
Oyunun iyileştirici gücüne dair sıcacık bir anlatı...